IRONMAN’I ilk defa Kasım 2011’de Boğaziçi Kürek Takımı’nda, antrenörüm Batuhan Salih Barutçu’dan duymuştum. Kendisi o zaman, bugün hala kulaklarımda çınlayan şu sözü söylemişti: ‘’Eğer adam akıllı çalışırsan 3 yıl içinde sen de IRONMAN olabilirsin!’’ İşte o gün aklımın bir köşesine sağlam olarak yazmıştım Ironman hedefini fakat 3 yıl değil de bi 5-10 yıl sonra olur diyordum içimden. 2013 yazında Ironman hedefimi biraz daha erkene almaya karar verdim ve kendime bir hazırlık planı çizdim: Kasım 2013’te İstanbul Maratonu, 2014 sezonu Olimpik mesafe Triathlon yarışları, Temmuz 2014 Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı ve mezuniyet öncesi Ironman bitirmek. 19 Ağustos 2013 akşamı facebook’ta gördüğüm bir fotoğraf bir anda aklımı başımdan aldı. Kürek Takımı’ndan arkadaşım Yamaç Kolatan Ironman Kalmar/İsveç’i 13 saat gibi güzel bir derece ile bitirmişti! O akşam bir anda planda değişklik yaptım: 2014 yaz döneminde Ironman bitirmeye karar verdim.
Her şey çok güzel gibi görünse
de, önümde çok zorlu bir senenin olacağını hemen farkettim. Öncelikle çok
yoğun, uzun ve sert bir antreman dönemine girmek zorundaydım. Fakat iş bununla
bitmiyordu, Ironman –veya Triathlon- dünyanın en pahalı sporlarından biri.
(Evet, Golf ile yarışır) Yarış kayıt ücretinden uçak biletine, yarış bisikletinden
karbonhidrat jellerine kadar herşey için acayip derecede para gerekiyordu. O
gece verdiğim bir diğer karar ise eğer Ironman yapacaksam tüm ihtiyaçlarımı
kendim karşılayacaktım, yani babamdan tek kuruş almayacaktım. Gecenin 2’sinde
ilk işim Türkiye Triathlon Federasyonu’na ve birkaç özel şirkete mail atmak
oldu. Federasyon başkanımızın yönlendirmesi ile Utkuer Yaşar hoca ile irtibata
geçtim, kendisi federasyonun herhangi bir şekilde maddi veya ekipman desteği
sunamayacağını belirtmesine ragmen yine de bana ilk triathlon yarışım için
bisikletini ödünç verme nezaketini gösterdi. Bunun yanında Seha Özden abi ise beni kendi Ironman hikayesi ile motive etti ve sunduğu manevi desteği ile bu yolda sağlam adımlar atmama vesile oldu. Bu arada konuyu babama açtığımda o
da yarışmayı çok zor ve sağlıksız gördüğü için kesin bir şekilde izin vermedi.
Açıkçası çevremdeki birçok kişi için de hedefim gülünç derecede imkansız
gelmişti. (Evet, bu kişiler arasında daha önce defalarca Olimpik mesafe
triathlon yapmış insanlar da var ne yazık ki…) Fakat ben kararımı vermiştim ve
artık yola çıkmıştım. Henüz elimde hiçbir şey olmamasına rağmen antremanlarıma
devam ediyor, bir yandan Ironman bir yandan da İstanbul Maratonu 2013’e
hazırlanıyordum. Eylül ve Ekim aylarında iki defa Sprint mesafe yarışa
katıldım, Bu sırada, Nike’tan koşu ekipmanları, Boğaziçi Üniversitesi’nden
yarış kayıt ücreti ve uçak bileti; MADO’dan ise yarış bisikleti sponsorluğu
aldım. Yaklaşık bir buçuk ay süren sancılı süreç sonrasında da babamı
istemeyerek de olsa ‘’yarışa katılabilirsin’’ demeye ikna edebildim. 17
Kasım’da ise 4:00:18 ile 42 km’lik Maraton koştum.
Kimileri marathon koşmamı erken
ve sağlıksız bulsa da Ironman’de en korkulu kısma karşı mental olarak hazırdım
artık. Maraton sonrası antremanlarımı daha çok yüzme ve bisiklet üzerine
odakladım. Bu arada hala almam gereken onlarca ekipman vardı ve dolar fiyatı da
inanılmaz derecede uçmuştu. (Bkz: 17 Aralık olayları…) MADO ile TL üzerinden
anlaşmıştık ve bisikleti dolar ile sipariş vermiştim. Sadece 3 hafta içinde
2bin TL bütçe açığı ile yüzleşmek zorunda kaldım. Tam da bu süreçte ek olarak,
Ocak 2014’te ödeme yapılmak üzere Eylül ayında sponsorluk için anlaştığım ünlü
bir kahve firması tarafından son anda yüzüstü bırakıldım. İşin kötü tarafı bana
kesin bir evet veya hayır yanıtı vermeyerek sürekli ertelediler, Mart ayında bu
sponsorluğun olmayacağını anlayarak yeniden yana yakıla sponsorluk aramaya
başladım. (Hala da herhangi bir yanıt almış değilim kahve şirketi
yöneticilerden…)
Mali sıkışıklıtan dolayı Şubat
ayı benim için çok sıkıntılı geçti. 2 hafta sonra yarış bisikletim gelecekti
fakat dolar kur farkı ve pedal, ayakkabı, kask gibi temel ihtiyaçlar için 3bin
TL açığım vardı. Sponsorluk görüşmelerimden de hiç bir pozitif sonuç
alamıyordum. Son çare olarak abimden borç aldım ve üzerine kendi birikmişimi de
koyarak bisikletimi teslim aldım. Önümde zor günler vardı, eğer sponsorluk
ayarlayamazsam bursumu biriktirip abime ödemek zorunda kalacaktım. Fakat
umutsuzluğa kapılmadım kesinlikle. Hep ‘’sabır’’ diyordum kendi kendime…
‘’Sabredeceksin Göktuğ, kolay lokma yok bu dünyada. Bir şekilde bitecek bu
dönem…’’ Daha da sıkı bir şekilde sponsor aramaya koyuldum. Bulduğum her yeri
arıyor, mail atıyor, başvuru yapıyordum. 2 hafta sonra hiç beklemediğim bir
anda Doğuş Holding’ten bir arama aldım. Projem hakkında görüşmek üzere beni
Maslak’taki ofislerine davet ettiler. İyi geçen bir görüşme sonrasında yeni bir
oluşum olan DreamsTalk tarafından bana sponsorluk vermeyi kabul ettiler. İşte
tam bu dönemde herşey bir anda değişti, GNC, POLAR Saat, AquaSphere, Rudy
Project, Exuma Sports, ACIBADEM, BV Sport ve 40° Bikram Yoga’dan ekipman ve hizmet
sponsorlukları aldım ve tüm maddi sıkıntılarım bir anda yok oldu.
İşleri tam yoluna sokmuşken
sakatlık yaşadım. Yanlış ayakkabı tabanı kullanımı sonucunda dizlerimde stres
kırığı oluştu ve koşu antremanlarım tamamiyle bitti. Sakatlığım normalde yüzme
ve bisiklet antremanlarımı etkilememesine rağmen, Mayıs ayında iyileştiğimi
düşünerek koşulara yeniden başlamam sakatlığı daha da ilerletti ve doktorum 2
haftalık antreman yasağı verdi. Sadece bacaklarımı zorlamadan yüzme antremanı
yapmama müsaade edilmişti fakat tam aynı dönemde omuzlarımda da (zayıf yüzme
tekniği sebebiyle) sakatlık sinyali veren acılar vardı. Yarışa 3 ay vardı,
antreman sezonumun en şiddetli dönemi başlıyordu ve ben sakatlıklar sebebiyle
psikolojik olarak çökmüştüm. Bir yandan da ironman.com’dan yarıştan çekilme ve
para iadesi için son tarih belirten mailer almak iyice kafamı karıştırıyordu…
Bu dönemde yine ‘’sabır’’a odaklandım. İçimden ‘’daha 2 ay önce de maddi olarak
çöküntüdeydin Göktuğ, sabrettin ve Allah yardım etti’’ diyordum hep. Fakat
benim sabırdan kastım herşeyi bırakıp işi Allah’a havale etmek değil tabi.
Çalışacak, araştıracak ve iyileşmek için gerekli herşeyi öğrenecektim. 2
haftalık süreçte tek opsiyonum yüzme olduğu ve teknik bozukluklarımdan dolayı
omuzum da sakatlanmak üzere olduğu için ilk iş internetten yüzme teknikleri ve
özel güç antremanları araştırması yaptım. İlk hafta sadece kısa, hafif ve
teknik yüzme yaptığım için aerobik kapasitem de azalıyordu. Buna rağmen acele
etmedim ve ‘’sabır’’ ile teknik çalışmalara devam ettim. Bir yandan da
dizimdeki sorun için araştırmalara devam ediyordum. Fakat tablo pek hoş
değildi: stres kırığının iyileşmesi 2 ay ile 1 sene arasında değişiyordu ve en
önemli faktör koşu yapmamaktı… Yine de umudumu kaybetmedim, bol bol kalsiyum
tükettim, hatta kemiklere zararlı diye aylarca kahve içmedim. 3 hafta içinde
omzum tamamiyle düzeldi, ve teknik çalışmalar sonucunda 100 metrelik pace’imde
10 saniye gelişme yaşadım.
Ironman antreman planında yarışa
3 ay ile 1 ay varkenki ara dönem en yoğun olmalıdır. Fakat dizlerimdeki
sakatlık sebebiyle bu dönemde istediğim seviyede antreman yapamadım ne yazık
ki… Zaman daralırken üzerimdeki baskı da artıyordu. Temmuz başında Balıkesir Erdek’te
Ironman antreman kampı IRONCAMP’e katıldım. Yoğun antreman temposu ve bol bol teknik
çalışma ile çok verim aldığım bir program oldu. Kamptan ayrılırken Ironman’i bitirmek hakkındaki tüm stres üzerimden kalkmıştı. Yarışa son 3 hafta kala antreman
yoğunluğunu azaltarak taper (dinlenme) periyoduna giriş yapmamla beraber dizlerimde
de gelişme/iyileşme hissettim. Uzun dönemden sonra çok dikkatli bir şekilde 3-4
kere 15-20 dk’lık koşular yapabildim. Yine 4-5 kere de merdiven çıkma antremanı
ile bacak kaslarımı Maratona hazırlamak istedim.
Yarışa 2 hafta kala yaptığım en
mantıklı kararlardan biri ise Ironman Maratonu için ayağıma uygun bir ayakkabı
almak oldu. Ortaköy’deki Outrunner mağazasında yapılan test sonucunda Nike’ın
son modeli LunarGlide 6 ayağıma uygun çıktı. (Nitekim maratonda dizlerimde en
ufak bir acı hissetmedim.)
Yarışa 1 hafta kala bacaklarımı
iyi hissetmeme rağmen yine de koşu kısmında neyle karşılacağımı kestiremiyodum.
Kendimi en kötü senaryoya hazır etmiştim: 42 km’nin tamamını yürüyerek
bitirmek…
---
Tam bir yıllık bir bekleyişin
ardından 13 Ağustos sabahı, 5 yarışmacı + 4 destekçi, 9 Türk olarak Kopenhag
uçağına bindik. Kopenhag’dan da tren ile Kalmar’a vardık. Ben ilk gece
couchsurfing.org’dan tanıştığım 44 yaşında Anika isimli bir kadının evinde
misafir oldum. Anika gibi biriyle karşılaştığım için çok şanslıydım: beni tren
istasyonundan arabası ile aldı, akşam yemeğinde hayatımda yediğim en güzel
yemek olan Tütsülenmiş Kuzu Eti ikram etti, yürüyerek bana civarı gezdirdi ve ertesi
gün yine arabası ile beni otelime kadar bıraktı.
Ertesi gün otele yerleştikten
sonra ilk iş EXPO alanına giderek yarış kaydımı tamamladım. Ironman logolu
tişört, çanta ve sweatshirt aldım ve otele giderek bisikletimi monte etmeye
koyuldum. Akşam Türk ekibi ile kısa bir bisiklet turuna çıktık, ardından da
Pre-Race Meeting ‘e katıldık. Toplantıda yarış günü rüzgarsız ve güneşli bir
hava olacak dediklerinde havalara uçtuk. Şiddetli rüzgarları ile nam salan
Kalmar’da yarış günü dışındaki tüm günler soğuk ve aşırı rüzgarlıydı. Herşey
çok güzel gidiyordu benim için, adeta Allah ‘’Yürü ya kulum!’’ diyordu…
| Kaza, ölüm vs. için feragatname imzalarken;) |
![]() |
| 4 Kalmarşörler yarışa hazır!! |
![]() |
| IRONMAN Kalmar 2012 Kadınlar Şampiyonu Asa Lundström ile sohbet keyfi ;) |
![]() |
| Pre-Race Meeting & Pasta Party |
Yarıştan önceki gün sabah
07:00’da wetsuitlerimizi giydik ve Official Swim Training’e katıldık. Yaklaşık
yarım saat yüzerek parkuru inceledikten sonra yarış günü yüzme etabının çok
kolay geçeceğini anladım. Otele dönerek bol karbonhidratlı kahvaltımı yaptım,
biraz dinlendim, bisikletin son hazırlıklarını bitirdim ve bisikleti Transition
alanına bırakarak Bike Check-in yaptım. Ufak bir tavsiye, eğer bisikletinizi
alana erken saatte bırakırsanız lastik basıncınızı düşürüp bırakın, zaten sabah
starttan önce suluk koymaya / kontrole geldiğinizde hemen yarış basıncınıza
kadar şişirirsiniz. Aksi takdirde saatlerce güneş altında bekleyen lastiğin
içindeki hava genleşerek lastiği patlatıyor. Ben akşama doğru bisikletimi
bıraktığımda her 3-4 dakikada bir pat, pat, pat sesleri duydum J Akşam da Türk ekibi
ile pizzalarımızı yedikten sonra odalara çekildik ve uykuya daldık.
![]() |
| Race Pack is ready!! |
![]() |
| Transition Area: Sanki bir ayçiçeği tarlası... |
![]() |
| Türk Ironman'ler ile carbo-loading keyfi :)) |
Yarış sabahı saat 5:15’te
uyandım, hemen kahvaltımı yaptım ve suluklarımı kaparak bisikletimin yanına
gittim. Lastikleri şişirdim, son kontrolü yaptım ve Swim Start alanına gittim.
Yüzmeye bu sene Mass Start yerine Rolling Start verildi. Yani herkes kendi
tahmini yüzme derecesine uygun grup ile beraber 3’er dk aralıklarla start aldı.
Benim hedefim 1:20 idi ve 1:20’lik gruba girmiştim. Fakat alanda Göksen abi ile
karşılaşınca, o beni 1:10’luk gruba yönlendirdi. İyi ki de yönlendirmiş çünkü
1:10’da bile önümdeki insanlar benden yavaş gidiyordu…
Saat 07:05’te start verildi ve
kulaç atmaya başladım. İnanılmaz derecede sakindim, en ufak bir heyecan veya
korku yoktu. İlk yarım saat başkasının draftına girmeye özen gösterdim fakat
sonrasında hızıma uygun birilerini bulamadığımdan tekniğe odaklanarak gitmeye
karar verdim. Parkurun ortasında bir aralık yanlış dubaya yöneldiğim için 3-4
dakikalık yolu uzattım, ama yine de gayet dinç bir şekilde 1:20:51’lik sure ile
sudan çıktım. Hızlı adımlarla Transition1’e girdim. Yüzmede vücut uzun süredir
yatay pozisyonda olduğu için ilk 1-2 dk ayakta dengede durmakta güçlük çektim,
sağa – sola sallandım. Bunun üzerine hazırlığımı oturarak yaptım, koşarak
bisikletimi aldım ve T1’den çıkış yaptım.
T1 başlangıcından itibarenki 1
saat yarışın en zevk aldığım anlarıydı. Bisiklete çıkar çıkmaz etraftaki
kalabalık seyirci tarafından inanılmaz derecede motive olmuştum. Bisiklette ilk
birkaç dk yarış adrenalini ile ne yaptığımın farkında olmadan gitsem de hemen
kendime geldim ve hızımı / nabzımı kontrol ettim. 164’e çıkmış olan nabzımı
155’e kadar düşürdüm ve yola devam ettim. Bisikletin ilk 120 km’si neredeyse
dümdüz bir parkura sahip. Benim de güçlü yanım tırmanıştan ziyade düz yol
olduğu için hemen herkesi geçtim bu alanda. Şehirden çıktıktan 5 km sonra Öland
Bridge’in üzerinden adaya geçtik. 12. km’deki beslenme istasyonunda pedal
çevirerek ne su yakalayabildim gönüllülerin elinden ne de bar, yavaşlamam da yanıma
kar kaldı… Durum böyle olunca diğer istasyonlarda yavaşlamamak için bir sonraki
istasyonda durup tek seferde 5-6 tane bar almaya karar verdim. 20. km civarında
dolambaçlı yollara da girince, ortalama hızım 35.7’den 34.6’ya düştü. 3.
istasyonda 1 dk’lık tuvalet molasından sonra kaybettiğim zamanı toparlamak için
yeniden hızlıca yola koyuldum. Nabızım 150 civarındaydı, genel olarak rahattım.
Fakat 50. km’de sol kalf kasımın üst
kısmı kasılmaya başladı. Pedal çevirirken ara ara masaj yapsam da kayda değer
bir rahatlama olmadı, ben de acıya dayanıcaz artık diyerek tempoyu düşürmeden
devam ettim. 80. ile 90. km’ler arasında çok şiddetli kafa rüzgarı vardı. Anlık
hızım 22 kmh’ye kadar düştü, tahmini yarış süremden 10 dakika kaybettim bu
arada. Yarışta draft (arka arkaya giderek başkasının rüzgarına girmek) yasak ve
resmi mesafe 10 metre olmasına rağmen, bu alanda hemen herkes 30-40 cm ara ile peş peşe gitti. Civarda
hakem motoru olmadığı için kimse de ceza yemedi… Ben kendi zaman hedefimi
görmek istediğim için kendimi kandırmadım ve en ufak şekilde yaklaşmadım önümdekilere.
![]() |
| Bisiklette 20. km. Ne kadar da mutluyum değil mi? |
![]() |
| Artık işin eğlence kısmı bitmiş, acı kısmı başlamıştı... |
Parkur normale dönüp de şiddetli
rüzgardan kurtulunca yeniden hızımı arttırdım ve Öland Köprüsü üzerinden
geçerek tekrar anakaradaki şehre vardım. Şehirdeki 120 km dönüş noktasından
dönünce sağ tarafta Yamaç’ı ve Göksen Abi’yi gördüm. Türk Bayrağı’nı açmış bana
bağırıyorlardı. O ara heyecan ile sollama yaparken karşı şerite girmek zorunda
kaldım. Yamaç bana eliyle sağa geç işareti yaptığı an önüme baktım ve karşıdan
yarışı bitirmeye gelen bisikletliyi gördüm, neredeyse kafa kafaya giriyorduk!!!
Sonradan öğrendim ki çarpmak üzere olduğum adam Pro’ların 1.’si Horst
Reichel’miş :D Anakaranın kuzeyine doğru gittikçe parkurda yokuşlar belirdi ve
hava soğumaya başladı. Açıkçası son 50 km çok tatsız bir yarış oldu benim için.
Üşüyordum ve sol bacağımdaki ağrı şiddetlenmişti. Bu sebeple yokuşlarda da
istediğim performansı gösteremedim ve ortalama hızım birazcık daha düştü.
Nihayet şehir merkezine yeniden
vardım ve 5:36:34’lik derece ile Transition 2’ye girdim. Bisikletten indiğimde
sol bacağım adeta taşa dönmüştü, kımıldatamıyordum… O an, bu bacakla maratonu
yürümenin bile imkansız olduğunu farkederek yarışı tamamlayamayacağımı
düşündüm. Fakat soğukkanlılığımı yitirmeden hemen masaj ve esneme hareketi
yapmaya başladım. Yaklaşık 5 dakika kaybettikten sonra bacağım hafiften açıldı
ve hemen koşuya başladım.
Koşunun ilk kilometrelerinde
biraz hızlı başladım, fakat bir süre sonra hızımı düşürdüm. Açıkçası maratonun
tamamını koşarak bitirebileceğimi düşünmüyordum fakat dizlerimde hiç ağrı
hissetmeyince, ben de hiç yürümeye geçmedim. Ara ara sol bacağımdaki kasılma
durmak zorunda kalacak kadar şiddetlendi, ben de durmuşken hemen masaj ve
esneme yaptım. 15. km’ye geldiğimde her iki bacağımda da genel olarak yorgunluk
kasılmaları belirmişti. 20. km’ye geldiğimde hızım iyiden iyiye düşmüştü,
Kardiyovasküler ve genel olarak gayet iyi hissediyordum fakat bacak kaslarım
artık hızlanamıyordu… Bir aralık pace’im 7:20’lere kadar düşmüş zaten… Kafamın
içinde sürekli ‘’nasıl olsa bitecek bu yarış hadi biraz dinlen, boşver derece
hedefini’’ sesleri yankılanıyordu. Fakat kafayı kapattım ve koşmaya devam
ettim. Son 10 km’de 1-2 kere istasyonlara geldiğimde durma kararı aldım, belki
bacağımdaki kasılma açılır diye. Fakat durmak daha da kötü yaptı: durduğum anda
nabızım aniden azaldığı için bacaklarım bir anda taş kesiliyordu ve yeniden
koşuya çıkamıyordum. Sırasıyla yürüme – hızlı yürüme – sekerek yürüme ve jog atma şeklinde kademeli olarak yeniden
koşuya başlayabildim.
| Maraton'un 20. km'si. Acıdan iki büklüm koşuya devam ediyorum... |
![]() |
| Kamera çekiyor diye hızlanıyorum biraz :D |
Maraton sırasında bütün bu acılar
çekilirken durmamamı, devam etmemi sağlayan en önemli faktör o an siz değerli
arkadaşlarımın beni takip ettiğinizi düşünmemdi. Bana güvenen, beni destekleyen
insanları hayal kırıklığına uğratmamalıyım diyerek bütün kuvvetimle koşuyu
sürdürdüm. Maraton’da yaşadığım en güzel anı ise yarışa Berlin’den yarışa
katılan Murat Taşkıran abi ile yaptığımız IronWar idi. Murat abiyle T2’den beri
sürekli beraber gidiyorduk, bir o öndeydi, bir ben... Fakat son 5 km’de
bacaklarım artık ilerleyemediği için tempom düştü ve Murat abi yarışı 6 dk
önümde bitirdi, Tebrikler abi harika yarıştı! J Son 6 km’de ise sağolsun Yamaç ve AliRıza abi
bol bol yanımda oldular parkur boyunca.
![]() |
| Maraton parkuru boyunca her km başı gördüğüm motivasyon yazılarından sadece biri... |
![]() |
| Ve o yazıların mimarları :D |
![]() |
| Destekçim bir önceki en genç Ironman Yamaç olunca durmam mümkün değil! |
| Son 6 km |
| Son 5 |
![]() |
| Son 4 |
![]() |
| ''Acı Çekmeyene Madalya Yok'' pozu |
Son kilometreyi şehirin içinde
koştuktan sonra sonunda mavi halıları uzakta görmeye başladım. Türk Bayrağı’nı
açtım ve başımın üstünde dalgalandırarak mavi halıya giriş yaptım. Seyirciler
sanki Dünya Şampiyonu’ymuşum gibi tezahurat yapıyorlardı. İnanılmaz bir his…
Hiçbir şey düşünemiyorum o an. Sadece gülümsüyorum. 1 senelik bir tutsaklığın
ardından salınan kuş misali özgürlüğü damarlarıma kadar hissediyorum. Finish takından geçiyorum ve uğruna 226 km
katettiğim madalyamı boynuma astırıyorum J
Ironman, birçok insanın
sandığının aksine kesinlikle 1 günlük bir başarı öyküsü değildir. Ironman’i 1
senede kazanırsınız. Yarış günü işin kremasıdır… Ironman için sadece fiziksel
anlamda güçlü ve dayanıklı olmak da yeterli değildir. Ironman zihinsel
dayanıklılık sporudur. 1 sene boyunca antremanları aksatmadan yapmak için çok
dayanıklı bir iradeye sahip olmanız gerekir. Ironman’in ikinci şartı ise akıllı
olmaktır. Antreman planından ekipman seçimine, yarış taktiklerinden beslenme
planına kadar her bir ince detay için stratejiye sahip olmak gerekir.
Geriye dönüp baktığımda, zorlu
fakat çok güzel bir sene geçirdiğimi görüyorum. Sıfır ile başladığım bu
yolculukta hayal kurmayı ve o hayali hedef haline getirmeyi, sıkıntılara karşı
sabretmeyi, çalışmayı, pes etmemeyi, en stresli anlarda dahi kendime güvenmeyi,
inancımı korumayı öğrendim.
Bu hayali ilk kuruduğumda bana
gönülden ilk destek olan, yalnız kalmayayım diye gece 2’de dahi benle koşan, en
zor anlarımda yardım elini uzatan, ekip arkadaşım, dostum, kardeşim Berk
Hazar’a IRONMAN yarışımı huzurlarınızda hediye ediyorum.
Berk, bu derece senin!
11:56:37
Dipnot:
Maraton’da yere yazılmış, çok komik ve aynı zamanda çok doğru bulduğum iki özlü sözü sizlerle paylaşmak istiyorum:
- Never trust a fart during an Ironman




















