Bir benzetme…
Tarih: M.Ö. 213
Tarih: M.Ö. 213
Yer: Çin
İzin verin biraz geriye gidelim..
Qin Shi Huangdi M.Ö. 221’de tarih sahnesine çıkıyor. Çin’de yaşanan iç savaş sırasında tüm beylikleri yok ederek Qin Hanedanlığı’nı kuruyor ve kendini imparator ilan ediyor. Kahramanımız aynı zamanda Çin Seddi’nin de kurucularından. İktidar olduğu dönemde ülkede ciddi yenilikler, reformlar ve düzenlemeler yapıyor. Çin’in ilk merkezi bürokratik devlet sistemini yine bu ağabeyimiz kuruyor. Bunun yanında, herkese eşit yaklaşan bir yasa, para birimi, ağırlık ve uzunluk ölçü birimleri ile beraber Çince yazı dilini yürürlüğe koyduruyor. Çin diyarını karayolları ile örmeye başlıyor.
Bir dipnot: Qin Shi Huangdi, UNESCO Dünya Kültür Mirasları Listesi’nde yer alan Terra Cotta (Toprak Askerler) ordusunu da inşa ettiren kişi aynı zamanda.
Yukarıda görülen harikulade tablonun kayıp parçaları var tabi ki... Yapılan devrimin kalıcı olmasını isteyen lider, halkın bedenine sahip olmanın yanında düşüncesini de kontrol altında tutmayı amaçlar ve M.Ö. 213 yılında adını tarihin kara sayfalarına yazdıracak eylemini uygular: Halkın eski geleneklerini unutturma amacıyla ülkede bulunan bütün yazılı eserlerin yakılmasını emreder, Konfüçyüsçü ilim adamlarının da diri diri gömülmesine neden olur.
Güç ve iktidar bağımlısı haline gelen lider son noktaya varır: Ölümsüzlük isteği. İşin ironik yanı Huangdi’nin ölümüne, saplantı haline gelen ölümsüzlük arayışı neden olur: ömrünün son aylarında çevresindeki doktorlara ölümsüzlük iksiri yapmasını emreder ve formüllerin test edilmesini bekleyemeyen lider Civa Hapları alarak M.Ö. 210 yılında ölür. Ölümünden sonra ise hanedanlığı yalnızca 4 yıl ayakta kalıyor ve M.Ö. 206 yılında dağılıyor…
İzin verin biraz geriye gidelim..
Qin Shi Huangdi M.Ö. 221’de tarih sahnesine çıkıyor. Çin’de yaşanan iç savaş sırasında tüm beylikleri yok ederek Qin Hanedanlığı’nı kuruyor ve kendini imparator ilan ediyor. Kahramanımız aynı zamanda Çin Seddi’nin de kurucularından. İktidar olduğu dönemde ülkede ciddi yenilikler, reformlar ve düzenlemeler yapıyor. Çin’in ilk merkezi bürokratik devlet sistemini yine bu ağabeyimiz kuruyor. Bunun yanında, herkese eşit yaklaşan bir yasa, para birimi, ağırlık ve uzunluk ölçü birimleri ile beraber Çince yazı dilini yürürlüğe koyduruyor. Çin diyarını karayolları ile örmeye başlıyor.
Bir dipnot: Qin Shi Huangdi, UNESCO Dünya Kültür Mirasları Listesi’nde yer alan Terra Cotta (Toprak Askerler) ordusunu da inşa ettiren kişi aynı zamanda.
Yukarıda görülen harikulade tablonun kayıp parçaları var tabi ki... Yapılan devrimin kalıcı olmasını isteyen lider, halkın bedenine sahip olmanın yanında düşüncesini de kontrol altında tutmayı amaçlar ve M.Ö. 213 yılında adını tarihin kara sayfalarına yazdıracak eylemini uygular: Halkın eski geleneklerini unutturma amacıyla ülkede bulunan bütün yazılı eserlerin yakılmasını emreder, Konfüçyüsçü ilim adamlarının da diri diri gömülmesine neden olur.
Güç ve iktidar bağımlısı haline gelen lider son noktaya varır: Ölümsüzlük isteği. İşin ironik yanı Huangdi’nin ölümüne, saplantı haline gelen ölümsüzlük arayışı neden olur: ömrünün son aylarında çevresindeki doktorlara ölümsüzlük iksiri yapmasını emreder ve formüllerin test edilmesini bekleyemeyen lider Civa Hapları alarak M.Ö. 210 yılında ölür. Ölümünden sonra ise hanedanlığı yalnızca 4 yıl ayakta kalıyor ve M.Ö. 206 yılında dağılıyor…
Ne ibretlik bir hikaye değil mi?
Sayfayı kapatmayınız, konuyu bağlıyorum.
Tarih: 2000’li yıllar
Yer: Türkiye
Koalisyon döneminden sonra iktidar parti ile Türkiye yeni bir yolculuğa başlıyor. Ekonomi büyüyor, ülke gelişiyor, her yere karayolları inşa ediliyor (Hem de çift şeritli). Yeni para birimi getirilmese de, mevcut paranın ‘’sıfır’’ ları atılıyor, Türk Lirası itibar kazanıyor. Yeni yasalar, yeni kanunlar yürürlüğe getiriliyor. Güzel olarak nitelendirilebilir gelişmeler bunlar. Fakat iki bin yıl öncesine ait döngü yeniden kıvılcımlanmaya başlıyor sanki… Bugün, medya ve internete yapılan baskı ve müdahalelerin, dünün ‘’kitap yakma’’ eylemlerinden farkı var mıdır? Kitap ve kütüphanelerin yerini köşe yazıları ile internet bloglarının aldığı günümüzde, ülke iktidarının, gazete, TV ve internet üzerine getirmeyi planladığı kontrol mekanizması aslında ülkemiz bireylerinin düşünce dünyalarına yapılan bir sansür, boykot değil de nedir?
Bu noktada küçük bir detay eklemek istiyorum, birçok çevre tarafından yerden yere vurulan ‘’%50’lik kesim’’ (ki ne yazık ki ‘’cahil kesim’’ olarak da adlandırılıyor) hakkında yapılan değerlendirmelerin yanlış olduğunu düşünüyorum. Bahsedilen kesimin, cahil olarak nitelendirilmesinin sebep olan faktörler, o insanların elinde değildir. Düşünün, evinizde internet yok ve sadece gazete - TV üzerinden gündemi takip edebiliyorsunuz, veyahut, orta yaşlı ya da yaşlı bir bireysiniz ve bilgisayar - internet sadece oğlunuz - kızınızın anladığı, kullanabildiği bir platform. Son günlerde gündemi sallayan Habertürk Gazetesi’ne yapılan müdahaleye ait ses kayıtları ile gün yüzüne çıkan Türkiye’nin ‘’sözde basın özgürlüğü’’ de hesaba katılınca, asıl problemin ‘’%50’lik kesim’’in cahilliği değil, onlara kendi düşüncelerini, kendi ‘’gerçek’’lerini dikte eden, inandıran kesimden kaynaklandığı görülüyor.
Özetlemek gerekirse, internet üzerinde yapılması hedeflenen düzenleme, 76 milyon’a ait farklı farklı fikirlerin tek bir şahıs, parti veya kurum tarafından kontrol edilmesi sebebiyle Türkiye’de düşünce özgürlüğü ve demokrasinin kalbine saplanmış bir hançerdir.
Koalisyon döneminden sonra iktidar parti ile Türkiye yeni bir yolculuğa başlıyor. Ekonomi büyüyor, ülke gelişiyor, her yere karayolları inşa ediliyor (Hem de çift şeritli). Yeni para birimi getirilmese de, mevcut paranın ‘’sıfır’’ ları atılıyor, Türk Lirası itibar kazanıyor. Yeni yasalar, yeni kanunlar yürürlüğe getiriliyor. Güzel olarak nitelendirilebilir gelişmeler bunlar. Fakat iki bin yıl öncesine ait döngü yeniden kıvılcımlanmaya başlıyor sanki… Bugün, medya ve internete yapılan baskı ve müdahalelerin, dünün ‘’kitap yakma’’ eylemlerinden farkı var mıdır? Kitap ve kütüphanelerin yerini köşe yazıları ile internet bloglarının aldığı günümüzde, ülke iktidarının, gazete, TV ve internet üzerine getirmeyi planladığı kontrol mekanizması aslında ülkemiz bireylerinin düşünce dünyalarına yapılan bir sansür, boykot değil de nedir?
Bu noktada küçük bir detay eklemek istiyorum, birçok çevre tarafından yerden yere vurulan ‘’%50’lik kesim’’ (ki ne yazık ki ‘’cahil kesim’’ olarak da adlandırılıyor) hakkında yapılan değerlendirmelerin yanlış olduğunu düşünüyorum. Bahsedilen kesimin, cahil olarak nitelendirilmesinin sebep olan faktörler, o insanların elinde değildir. Düşünün, evinizde internet yok ve sadece gazete - TV üzerinden gündemi takip edebiliyorsunuz, veyahut, orta yaşlı ya da yaşlı bir bireysiniz ve bilgisayar - internet sadece oğlunuz - kızınızın anladığı, kullanabildiği bir platform. Son günlerde gündemi sallayan Habertürk Gazetesi’ne yapılan müdahaleye ait ses kayıtları ile gün yüzüne çıkan Türkiye’nin ‘’sözde basın özgürlüğü’’ de hesaba katılınca, asıl problemin ‘’%50’lik kesim’’in cahilliği değil, onlara kendi düşüncelerini, kendi ‘’gerçek’’lerini dikte eden, inandıran kesimden kaynaklandığı görülüyor.
Özetlemek gerekirse, internet üzerinde yapılması hedeflenen düzenleme, 76 milyon’a ait farklı farklı fikirlerin tek bir şahıs, parti veya kurum tarafından kontrol edilmesi sebebiyle Türkiye’de düşünce özgürlüğü ve demokrasinin kalbine saplanmış bir hançerdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder